Ekonomik Oy Verme Davranışı



Ali Çarkoğlu, Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü


Tuğçe Erçetin: Merhaba, ben Tuğçe Erçetin “Seçmen Ne İster?“ podcast serisine hoş geldiniz. Serimize Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Ali Çarkoğlu ile devam ediyoruz. Sevgili Hocam, hoş geldiniz.

Ali Çarkoğlu: Merhaba, hoş bulduk.

T.E: Bu bölümde “Ekonomik Oy Verme Davranışı“ üzerine konuşacağız. Öncelikle hocam isterseniz “ekonomik oy verme davranışı” nedir? Bu soruyu cevaplandırmayı rica edelim sizden.

A.Ç: Ekonomik oy verme, ekonomiye bakarak oyunu kime vereceğine dair karar verme olarak nitelendirilebilinir. Burada neden ekonomi diye düşünebiliriz. Tabii, ekonomi dışında da pek çok siyaset alanı var, yani güvenlik bunlardan biridir, sosyal politikalar ekonomiyle alakalı diye düşünülebilir ama o da kendi başına bir alan, dış politika keza aynı şekilde fakat ekonomi insanların görece hayatlarına daha yakın ve kendilerini içinde yaşadıkları ekonomi hakkında daha kolay karar verebilecekleri durumda hissedeceklerdir diye düşünülerek ekonomiye bakarak oylarını şekillendirirler diye bir beklenti var. Bu beklenti tabi ekonominin neresine, nesine bakacaklar diye de biraz genişletilmiştir. İnsanlar geçmişe bakarak ekonomiyi değerlendirebilecekleri gibi geleceğe bakarak da beklentileri temelinde oylarını şekillendirebilirler. En temel beklenti, kişiler kendi ceplerindeki veya ailelerinin ekonomik durumunun nasıl geliştiğine bakarak karar verebilirler. Burada tabii yine geçmişe ve geleceğe yönelik bir değerlendirme yapabilirler ama daha önemlisi, kendilerinden ziyade memleketin iktisadi durumunun nasıl geliştiğine bakabilirler, yani kendi ceplerinin ötesinde memleketin genel iktisadi durumunun nasıl olduğuna bakarlar. Burada dikkat çekici olan belki sadece ekonominin geçmişte nasıl bir gelişme gösterdiği değil, aynı zamanda mevcut iktidarın yönetiminde olmasaydı nasıl bir gelişme göstereceğine de bakarlarsa bu da belki muhalefetin değerlendirilmesinde bir kriter olabilir diye düşünülür. Ama bu son derece zor bir karar. Dolayısıyla, bu literatürde öncelikle iş başındaki hükümetin performansı ve ona verilecek destek ya da ondan ziyade muhalefetten herhangi birine gitme kararını, ekonominin durumuna göre verecekleri beklentisi var. Açıkçası ekonomik oy verme literatüründe muhalefetten ziyade iktidarın seçmen desteğini ne kadar arkasında toplayabileceğine bakılır.

T.E: Hocam, iki konuya değindiniz. Geçmişe ve geleceğe yönelik ve bununla beraber kendi deneyimleri ve memleketin gidişatı üzerine değerlendirme yapıyor insanlar ve tabii iş başında olan hükümetin performansıyla beraber muhalefet partilerinin performansı da değerlendiriyor mu sorusu çok önemli. Buradan devamla hocam şöyle de sorabilirim; peki, hangi ekonomik faktörler seçmen davranışında daha belirleyici oluyor?

A.Ç: Bu çalışmalarda bir makro verilerle çalışan arkadaşlar var, makro veriden kastım ne? Kastım seçim sonuçları, ya ülke düzeyinde seçim sonuçları ya da ülkenin alt bölgelerindeki seçim sonuçlarıdır. Bizde örneğin, iller düzeyinde hangi partinin ne kadar oy aldığını gayet iyi biliyoruz, ilçeler düzeyinde de biliyoruz. Fakat, il düzeyinde iktisadi duruma dair elimizde ayrıntılı bilgi olmasına rağmen ilçe düzeyinde bu çok daha kısıtlı olabiliyor. Fakat, varsayalım ki her düzeyde ilçe, il düzeylerinde elimizde iktisadi duruma dair veriler var. Bu verileri doğrudan iş başındaki partinin ya da herhangi bir partinin oy oranına bağlayabiliriz ve burada tabii beklentimiz, iş başındaki iktidar partisi ya da partilerinin oy oranlarının ekonomik durum bu coğrafi birimlerde iyiye gittikçe artma eğiliminde olacağı, kötüye gittikçe de azalma eğiliminde olacağıdır. 

Fakat, mikro anket çalışmalarında yani kişilerin hanelerine gidip onlarla kendi tecrübelerine dair yaptığımız görüşmelerde genel olarak sorduğumuz soru, kendi ailelerinin ve kendilerinin ekonomik durumunun son bir yıl içerisinde ne kadar iyiye gittiği ya da ne kadar kötüye gittiğine dair bir değerlendirme almaktır. Bunu tabii ülkenin durumuna dair yine öznel değerlendirmeler ile geleceğe de yöneltebiliriz. Şimdi tabii bu genel bir değerlendirme, açıkçası ülkenin ekonomik durumu hakkında bir kanaat belirtirken insanlar enflasyona mı daha çok bakıyorlar, yoksa işsizliğe mi daha çok bakıyorlar, yoksa büyüme oranlarına mı bakıyorlar, bu oranların kendi mahallelerindeki durumuna mı bakıyorlar? Her ne kadar ülkeye dair bir değerlendirme yapıyor olsalar da İstanbul'da yaşayan birisinin Kayseri'deki ekonomik durumu dikkate alması beklenir mi? Bu tür soruları açıkçası tam olarak cevaplayabilmiş değiliz.

 Dolayısıyla, insanların bu öznel değerlendirmelerinin hangi temelde yapıldığını çok açık bilmiyoruz. Fakat, yapılan çalışmalarda buradaki değerlendirmelerin uzun dönemli değerlendirmeler olmaktansa daha kısa dönemli değerlendirmeler olduğu bulgusu vardır. Bundan da kasıt, örneğin AK Parti şu anda yirmi yıldır iktidarda, iktidarının ilk başındaki ekonomik performans bugünkünden çok daha iyi görünüyor. Dolayısıyla, acaba uzun dönemli bir değerlendirme yapıyorlarsa seçmenler, acaba iktidardaki Erdoğan hükümeti bugün “bizim geçmişteki icraatlarımıza bakın onlar bugün neler yapabileceğimizin teminatıdır” türünden bir kampanyayla ekonomik değerlendirmeleri lehine çevirebilir mi diye bir soru akla geliyor. 

Bu tür değerlendirmeler açıkçası önemli fakat çok da net bilgiler, veriler elimizde yok. Tek bildiğimiz şey, değerlendirmelerin uzun dönemden ziyade kısa döneme yönelmesidir. Ama iş başındaki hükümet kampanyasını uzun dönemdeki başarılara yoğunlaştırarak kendi seçmenini mobilize edip bugünkü durumun kötülüğünü görmesinin önüne bir anlamda pembe bir perde çekebilir. Şunu kastediyorum; geçmişteki başarılar dikkate alındığında geleceğin daha iyi olacağına dair bir izlenim yaratmak için bir gayret içine girilebilir. Keza beklentiler örneğin “yurt içinde bizim durumumuz kötü olabilir şu anda fakat kendi durumumuzun kötülüğünü global düzlemde de değerlendirin. Sadece bizde değil aynı zamanda Avrupa'nın pek çok ülkesinde de ekonomik bir kriz var. Orada da sıralar var vesaire” gibi argümanlarla sorumluluğu kendisinden global ekonomiye doğru ittirme eğilimine giriyor iktidar partileri son yıllarda. Bu tür stratejilerle ekonomik değerlendirmeleri, iktidar partisi kendi lehine doğru çevirebilir. Fakat, burada yine nihai söylemek istediğim şey, esas önemli olan iktidarın performansının kötü olduğu durumlarda bile aslında bunun muhalefete ve muhalefetin içindeki değişik partilere nasıl yansımakta olduğunu çok iyi bilmiyoruz. Beklenir ki, örneğin işsizlik çok daha önemli bir sorunsa, burada daha devletçi politikalar izleyen sosyal demokrat partilere daha büyük bir teveccüh olabilir ama eğer enflasyon ya da finansal denge sorunları daha ön plandaysa o zaman belki merkez sağ partilere yönelmek daha mümkün olabilir. Böyle beklentiler var ama bunlar global düzeyde tam olarak test edilip saptanabilmiş değil açıkçası net bir şekilde.

T.E: Genel olarak hem beklentilerden hem de kampanya aracılığıyla mobilizasyonun etkisinden de bahsettiniz. Belki burada Türkiye çerçevesini biraz daha açabiliriz çünkü bildiğiniz gibi yoğun bir seçim dönemine giriyoruz ve bugünkü çerçeveye, konjonktüre baktığımız zaman da seçim döneminde en öne çıkan konulardan biri ekonomi hem hükümet tarafında hem de muhtemelen muhalefet tarafından oldukça kampanyada vurgulanacak ve şimdiden yer almaya başlayan bir konu. Bu çerçevede Türkiye'yi biraz daha açmamız mümkün mü? Yani önümüzdeki seçimlerde ekonomik oy verme davranışının nasıl gerçekleşmesini bekliyoruz?

A.Ç: Şu anda Türkiye'deki iktisadi durumun hiç iç açıcı olmadığını herhalde herkes kabul edecektir. Bu nedenle iktidar partisinin, Erdoğan hükümetinin aslında işi son derece zor gerçekten. Verilere baktıkları zaman insanların bu verileri pozitif bir şekilde değerlendirmeleri çok zor görünüyor. Ama şunun altını yine çizmek lazım, bu değerlendirmelerin de tümü aslında partizan gözlüklerle yapılan değerlendirmeler. Dolayısıyla, AK Parti seçmeni kendi iktidarları dönemindeki ekonomiyi değerlendirirken muhalefet seçmenlerinin değerlendirmelerinden çok daha iyimser ve pozitif bir değerlendirme yapma eğilimine giriyorlar. 

Bu partizan ideolojik avantajı iktidar partisi kullanmaya elbette ki çalışacaktır, bu birinci nokta. Dolayısıyla burada da belki en fazla vurgulayacakları şey geçmiş performanslara bakıldığında en pozitif değerlendirmelerin yapılabileceği dönemlere ve oradaki projelere daha fazla referans vereceklerdir. Bugünlerde de görüyoruz; yapılan yollar, duble yollardan tutun, köprüler, tüneller, büyük yatırım projeleri, bunların havaalanları vesaire gibi götürülmüş olan yatırımlar, bunların hepsi bundan üç beş sene evvel yapılmış olsa ve şu anki ekonomik krizin önüne geçecek herhangi bir etkisi olmasa dahi bunları ön plana çıkartarak, iktidar kendi seçmenini mobilize etmeye çalışıyor elbette. 

Yine burada bir başka yol, “bu bizim yaptığımız bir şey değil bu bize karşı kurulmuş bir komplodur. Global çevreler Türkiye'yi geride tutmak için ekonomimize saldırıyorlar” türünden bir argümanı bundan birkaç sene evvel Trump'ın Twitter mesajları sonrasında duymuştuk. Bu da yine benzer şekillerde değişik krizlerle yine gündeme getirilebilir. Fakat, belki en önemlisi, ekonomide değerlendirmeler eğer kısa dönemli ise hükümet bahar aylarında ekonominin gelişimine göre, ki bize söylenen ekonominin bu dönemde daha iyiye gideceği beklentisidir. Enflasyonun yavaşlamaya başlayacağı biraz daha ekonominin canlanacağına yönelik beklentiler. Eğer bunlar bir nebze dahi olsa gerçekleşirse onlar üzerine vurgu çok daha yüksek yapılacak ve “bütün planımız gerçekleşiyor işte biz başarılı olduk, acı ilacı içtik ama şimdi düzlüğe çıkıyoruz bize destek vermeye devam edin, gelecekte de bu başarıyı devam ettirebilecek olan en büyük olasılıkla daha başarılı olabilecek olan yine biziz, muhalefet değil! Zaten muhalefetin performans olarak değerlendirebileceğiniz hiçbir şeyi yok, halbuki bizim bütün yaptıklarımız ortada. Ekonomiyi de yine düzlüğe çıkardık, gelecekte de bu devam edecek bize oy verin” diye bir strateji izlemelerini açıkçası ben bekliyorum. 

Yani hem geçmişin değerlendirmesini kendisine uygun şekilde şekillendirerek, hem de geleceğe dair beklentileri son birkaç aydaki iyi gelişmeler üzerine inşa ederek oy talebinde bulunmaya çalışacaktır. Yoksa, hiçbir şey söylemedikleri takdirde sokaktaki insanlar elbette peynirin fiyatının nereden nereye geldiğini, ekmeğin ne kadar pahalandığını çok net bir şekilde görüp bunun sorumluluğunu da iş başındaki hükümete yükleyip onları cezalandırmaya, cezalandırma eğiliminde olacağını bekliyoruz. Bunun bir ödüle dönüşebilmesi için bu tür beklenti manipülasyonlarının başarılı olması lazım, açıkçası bunu beklememiz gerekir.

T.E: Ali Hocam, aydınlatıcı sohbetiniz için çok teşekkür ederiz. Ayrıca değerli vaktinizi ayırdığınız için de çok sağ olun.

A.Ç: Ben teşekkür ederim.

T.E: “Seçmen Ne İster?“ serimizin bu bölümünü sonlandırıyoruz. Tartışmalarımıza yeni başlıklarla devam edeceğiz. Herkese iyi günler dilerim.


Meraklısına Önerilen Okumalar:


Makro düzeyde:

Çarkoğlu, A. (1995). Election manifestos and policy‐oriented economic voting: A pooled cross‐national analysis. European Journal of Political Research, 27(3), 293-317.


Hazama, Y. (2006). Retrospective voting in Turkey: macro and micro perspectives. Institute of Developing Economies Discussion Paper in Japan, (46), 37.


Luca, D. (2016). Votes and regional economic growth: Evidence from Turkey. World Development, 78, 477-495.


Mikro düzeyde:

Aytaç, S. E. (2018). Relative economic performance and the incumbent vote: a reference point theory. The Journal of Politics, 80(1), 16-29.


Aytaç, S. E. (2020). Do voters respond to relative economic performance? Evidence from survey experiments. Public Opinion Quarterly, 84(2), 493-507.


Aytaç, S. E., & Çarkoğlu, A. (2021). Terror attacks, issue salience, and party competence: Diagnosing shifting vote preferences in a panel study. Party Politics, 27(4), 755-766.


Çarkoğlu, A. (2012). Economic evaluations vs. ideology: Diagnosing the sources of electoral change in Turkey, 2002–2011. Electoral Studies, 31(3), 513-521.


Erdoğan, E. (2013). Revising the equation: Economic voting behavior in the Turkish context. İktisat İşletme ve Finans, 28(325), 27-60.